ESAS BİLİNMEZLİK
Ayşe Nur Kübra
Bilinmezlik nedir diye sorulduğu zaman alınan cevap nedir… Bilimin ulaşamadığı, çözemediği bilinmezlikler mi? Işınlanma mesela… Doğadaki bilinmezlikler, Belki uzay ya da uzaylılar, Veya mitolojik çağlar… Hayvanların dili, cansızların dili… Daha metafizik bakacak olursak; zamanı delmek, diğer boyutlar, farklı hayat boyutları… Tüm dinlerde olan melekler, cinler ya da öldükten sonra insanların çıktığı yolculuk… Ve nicesini sayabiliriz.
Peki ya bildiklerimiz neler? Belki bilinmez dediğimiz her alandan küçük bir metrekare biliyoruz; o zaman buna göre az biliyoruz.
Bir soru daha: Bilinmez dediğimiz her şeyi bilirsek bilinmezlik biter mi? Bir tatmin olur mu, huzura kavuşur muyuz? İçimiz huzura erer mi? "Tamam, bu hayatta görevimi tamamladım" der miyim? Dingin olur muyum?
Hiç de "Aaa evet, kesinlikle evet" gibi bir cevap gelmiyor içimizden sanki.
Peki bizi hangi bilgi tatmin eder?
Belki tek cevabı vardır: Kendi bilinmezliğimiz. Bu "kendi bilinmezlik ülkesine" girdiğimiz zaman gördüğümüz koca yüz ölçümünü metrekare metrekare keşfetsek, bilsek ve hakim olsak ne olur? Her bir metrekarede, her bir şehirde, her gizli kalan dağı ve okyanusu keşfederken duyacağımız tatmin, neşe ve huzur; kendimin dışındaki alanda bulacağım tatminin katbehat üstünde olmalı. Bunu başarmış olan, bu yola çıkmış olan kişinin yüzünde beliren huzur canlandı gözümde…
Fakat esas büyük soru şu: Ya kendimi tam bilebilir miyim?