HİKAYEMİZ

Bu yolculuğa başlarken elbette emeğimiz ve ticari bir hedefimiz vardı. Ancak bizi bu yola asıl çıkaran şey, içimizde filizlenen daha derin bir arayıştı. Anlamı olan, insanla birlikte yaşayan, yıllar geçtikçe kıymeti artan kıyafetler üretme isteği…


Zamanla bazı kıyafetlerin bizi rahatsız ettiğini fark ettik. Bazen tasarımları, bazen kumaşları, bazen de üzerimize giydirilen ruh… Tüm bunlar bize yabancı geliyordu. Manevi anlamdan uzak, hızlı tüketilen ve insanla bağ kurmayan kıyafetlerdi bunlar. Bu yüzden elimizdeki birçok kıyafeti yeni bir niyetle ya değiştiriyor ya da baştan tasarlayıp yeniden dikiyorduk. Zamanla gördük ki bu süreç bize iyi geliyor; bizi bize yaklaştırıyor ve kendimizi ifade etmenin daha sahici bir yoluna dönüşüyordu.


Bu ihtiyacın ne kadar değerli olduğunu fark ettikçe bu alanda ciddi eğitimler aldık. Çok kıymetli hocalardan öğrenme fırsatı bulduk ve mesleğimizi sağlam bir temele oturtmaya gayret ettik.


Etrafımıza baktığımızda insanların giydiği kıyafetlerin çoğunun aslında bir seçim değil, bir mecburiyet olduğunu fark ettik. Oysa kıyafet sadece bir örtü değildir; insanın duruşunu, çizgisini ve hatta ruh hâlini bile taşır. Kumaşlar sentetik olunca bir yapaylık hissi oluşuyor, tasarımlar kolaycı olunca çizgiler sertleşiyor, kıyafetler dayanıksız olunca sanki bir vefasızlık duygusu doğuyordu.


Bir gün aile ziyaretinde çocukluk yıllarında babamızın büyük bir cömertlikle alınmış kaşmir mantosunu, yeğenimizin kızının üzerinde gördük. Üçüncü nesilde hâlâ sapasağlamdı. O an çok şey düşündük. Anlam taşıyan kaliteli kıyafetlerin nasıl yıllarca yaşayabildiğini ve bugün birçok şeyin ne kadar hızlı bir şekilde “kullan-at” anlayışına dönüştüğünü derinden hissettik.


Zamanla içimizdeki kabiliyet kendini duyurmaya başladı. Kendi diktiğimiz kıyafetlerle dışarı çıktığımızda insanlar bizi durdurup sorular sormaya başladılar. Bu ilgi bize şunu fark ettirdi:

Bu sadece bizim ihtiyacımız değildi. Başkalarının da böyle bir arayışı vardı.


İşte o zaman kendimize diktiğimiz bu kıyafetleri neden üretmeyelim diye düşündük ve bu yola çıkmaya karar verdik.


Elbette küçük de olsa bir başlangıç yapmak hem maddi hem de manevi bir sorumluluktu. Şükür ki çizim, kalıp, stil ve dikiş konusunda güçlü bir altyapımız vardı. Ancak yapılacak daha çok şey bulunuyordu. Tam bu sırada kıymetli ortağımızın ortaklık teklifi geldi ve onun büyük emeğiyle bu yolculuk birlikte başladı. Böylece bir arayış, gerçek bir girişime dönüştü.


Bugün bu markada ortaya koyduğumuz her parçada aynı niyet var:

Doğal, anlamlı, vefalı ve yıllar boyunca taşınabilecek kıyafetler üretmek.


Çünkü biz, kıyafetlerin sadece giyilmek için değil; hatıra taşımak, karakteri yansıtmak ve insanla birlikte yaşamak için var olduğuna inanıyoruz.

Çünkü bizim için asıl mesele bir kıyafet üretmek değil, onun ruhunu korumaktır. Kumaşın, emeğin ve niyetin taşıdığı o ruh… 

İnanıyoruz ki gerçek değer, bir kıyafetin sadece bedeni değil, insanın iç dünyasını da taşıyabilmesindedir.

Sınırlı Sayıda Üretildi

Özenle Tasarlandı

Her parça, atölyemizde ortaya çıkan özgün bir tasarımla başlar.
Üretim sürecine geçmeden önce, Derun tarafından her tasarımın artistik çizimi yapılır ve ürüne özel kalıp hazırlanır. Stil dokunuşları tamamlandıktan sonra numune dikilir ve belirli bir süre denenir. Böylece tasarımın duruşu, konforu ve kalıbı gerçek kullanımda test edilir. Ancak bu aşamadan sonra sınırlı dikim sürecine geçilir.

Koleksiyonlarımız seri üretim anlayışıyla hazırlanmaz. Her tasarım sınırlı sayıda üretilir. Bu yaklaşım, her parçanın özgünlüğünü korurken kumaş, kalıp ve detaylara daha fazla özen göstermemizi sağlar.

Ortaya çıkan her ürün; düşünülerek tasarlanmış, özenle test edilmiş ve sınırlı sayıda üretilmiş özel bir parçadır. Çünkü stilinizin de en az sizin kadar özgün olması gerektiğine inanıyoruz.