Beha - 2016
Bazen şunu düşünüyorum:
Neden herhangi bir su birikintisinde boyumuzu aştıktan sonra bile açılmaya devam ederiz? Neden saatlerce denizin ilerisinde, bir noktada durur ve öylece bekleriz?
Dinlenmek için değil aslında. Çünkü suyun üzerinde durmak bile başlı başına bir efor ister. O hâlde bizi orada tutan şey ne?
Sanırım cevabı çok basit:
İnsanoğlunun hep arzuladığı ama bir türlü tam olarak ulaşamadığı o duygu… özgürlük.
Yüzmek, bana hep uçmayı hatırlatır. Uçarken kendini boşluğa bırakırsın; yüzerken suya. Uçarken yukarıdan bakarsın dünyaya; denizde açıldığında sen de aynı bakışı kazanırsın. Gökyüzü kuşun evidir, su da insanın… en azından o an için.
Peki neden uçmaya bu kadar aşığız?
Belki de gerçek özgürlüğü hayatın içinde yeterince tadamadığımız için.
Zamanla küçük küçük vazgeçmişiz özgürlüğümüzden. Daha rahat yaşamak için, daha güvenli hissetmek için, daha “uygun” olmak için. Bazen eşyalar uğruna, bazen alışkanlıklar uğruna… Bazen de farkına bile varmadan.
Ruhun en özgür olduğu anlardan biri olması gereken ibadetleri bile aceleye getirmişiz. Kendimiz olmak yerine “cool” görünmeyi seçmişiz. Karakterimizin keskin köşelerini törpülemiş, başkalarına benzemeyi kolay bulmuşuz. Ve her seferinde biraz daha az özgür olmuşuz.
Belki de bu yüzden uçmak hep hayal olmuş.
Gerçek özgürlüğe ulaşamayınca, onu gökyüzünde aramışız. Havada olursak özgür olabileceğimizi sanmışız.
Oysa belki de özgürlük, yüklerimizi fark etmekle başlıyordur.
Nelerden vazgeçtiğimizi, neleri gerçekten isteyerek yaptığımızı sorgulamakla…
Bu yazı bir cevap değil, daha çok kendime bir soru.
Uçmak mı özgürlük, yoksa özgürlük mü uçmak?
Gerçek özgürlüğe yaklaşabilmeniz dileğiyle…
0 yorum